Bence X’e 10 Verelim (Bir IamX ve Daft Punk İncelemesi)

Bize neler neler dinlettiler, efsaneler üstüne… Ama ben böyle mesut olmadım.

Misal bir Tool örneği var; en az 10 kişi “çok iyi grup hacı ya!” gazıyla bana dinletmeye çalıştı. Ne kadar dinlersem dinleyeyim, en ufak birşey hissetmiyorum adamların müziğine karşı… 1990 yılında California’nın Los Angeles kentinde kurulması dışında hiçbir özellikleri, ilgi alanlarım ve beğenilerimle çakışmıyor. Didindim resmen Tool furyasına katılmak için… Çok istedim Facebook’ta falan Tool şarkıları paylaşmak; ne yazık ki başaramadım.

Zaten müzik konusunda enteresan zevklere sahibim. Herkesin beğendiği şeyleri pek beğenmem, kimsenin beğenmediği şeyleri beğenirim. Tarkan‘dan Prodigy‘e; Bear McCreary‘den She Wants Revenge‘e 50 bin farklı türde sevdiğim eser var. Hiçbir zaman dinlediklerimden utanmadım, herkes dinliyor diye de dinlemedim. Hatta “ne kadar az kişi dinlerse; o kadar iyi müziktir” inanışından da pek hazetmem. Playlist’ini çok sık değiştiren bir insan değilim; genelde dinlediğim tür ve kişiler / gruplar bellidir. Özellikle sözlü müziğe pek dayanamadığım için; -Tutorial izlerken bile benim için sorun oluyor- çok büyük ölçüde Soundtrack / Score dinliyorum. O yüzden kitleler tarafından coşkuyla karşılanan, paylaşılan, Last FM profillerine çivilenen grupları falan pek bilmiyorum. Dolayısıyla IamX oldukça geç keşfettiğim bir grup oldu. (Bu sabah) Ama müziklerini o kadar çok sevdim ki; hemen paylaşmak istedim. Dinlemeyen kalmasın!

Alternetive

Son zamanlarda IamX‘e “az biraz yakın” dinlediğim tek şarkı Muse’un Undisclosed Desires parçası oldu. (Gerçi aylardır dinliyorum bunu…) Grubun son zamanlardaki tarzı kronik Muse’culara çok “pop” geliyor belki ama; ben son albümlerini bayağı seviyorum. Ama IamX Muse’la bile karşılaştırıldığında kafadan “Instant Classic” kategorisine giriyor. Sabahtan beri tutuldum; başka birşey dinlemek istemiyorum. Aslında özel hayatımdaki bazı vasıfsız gelişmeler yüzünden falan moralim bozuk ama; adamların parçaları bana enerji veriyor. Belki normalde olsa şu an şu yazıyı yazmaya mecalim bile olmaz; fakat Kingdom Of Welcome Addiction sayesinde sayfalarca yazmak istiyorum :)

Dinlediğim kadarıyla en sevdiğim şarkılar şunlar oldu;

Kingdom Of Welcome Addiction

My Secret Friend

Nature Of Inviting

Spit It Out

Daft Punk ve Tron: Legacy Soundtrack

Soundtrack By Daft Punk

Bir de Daft Punk’ın harikalar yarattığı Tron: Legacy Soundtrack’inden bahsetmek istiyorum. (Ne yapın edin; Special Edition’ını edinin.) Daft Punk’ı bir çoğumuz Harder, Better, Faster, Stronger isimli muazzam eseriyle tanıdık. Hala bu şarkıdaki gitar solosu gibi icra edilen vokal benzeri birşey dinlemedim, feci seviyorum. O yüzden Tron Soundtrack’i için Daft Punk’ın adı geçtiğinde çok heyecanlanmıştım. Neyse ki beni hayal kırıklığına uğratmadılar. Filmi henüz izlemedim ve özellikle hiçbir eleştiri / değerlendirme okumadım ki; Şubat geldiğinde sinemada izleyebileyim. Ama Adagio For Tron‘u duyduktan sonra Soundtrack’ini dinlememem imkansızdı. Yani neredeyse ağlatacak bu parça beni, o kadar etkileyici, o kadar dokunaklı, o kadar mükemmel bir eser. (2:20′den sonra coşmaya başlayan yapısını Beethoven’ın 7.ci Senfoni’sinin ikinci bölümüne benzetiyorum.) Ama tüm Soundtrack’i bu parçayla özetlemek doğru olmaz.

Soundtrack’in genelinde aynı melodik yapı üzerinden giden varyasyonlar kullanmışlar. Encom Part I‘de çok temiz bir şekilde dinleyebildiğimiz melodi; parçaların hemen hemen tümünde yer alıyor. Ben bu melodiyi biraz Transformers Soundtrack’indeki “Deciphering The Signal” parçasına benzettim. (Ki Steve Jablonsky’nin en sevdiğim çalışmalarından biridir.) Ama kesinlikle çalıntı olduğunu falan ima etmiyorum; sadece tarz olarak benziyorlar.

The Son Of Flynn‘ı dinlerken Neşe Karaböcek‘ten “Deli Dere” dinliyormuşum gibi hislere kapıldım. Bu da benim manyaklığım aslında; birbirinden son derece farklı, dönemsel paydaşlığı bile bulunmayan eserler arasında garip benzerlikler yakalıyorum. Deli Dere’nin elektronik ortamda varlığına henüz rastlayamadım ama; evdeki kasetini bulursam; bir kısmını mutlaka MP3′e çevirip bilimum yerlerde paylaşacağım :) (Kendisi en eski Ambiance örneklerinden biri olabilir Türkiye’deki.)

Rinzler çok güzel. Bana biraz eski yıllardaki İmar Bankası reklamlarının müziğini anımsatıyor; ama çok sevdim :)

Ama favorimi mi soruyorsunuz? Rectifier.

Herhalde son zamanlardaki psikopatlaşma eğrim, grafiksel bir değerlendirme yaparsak 90 derece kadar dikleştiği için; şarkının yükselişe geçme şekli beni çıldırtıyor. Böyle gerim gerim, böyle intikam dolu, böyle kin dolu bir parça daha duymadım. Nasıl gaza getiriyor beni, nasıl köklüyor nefretimi, anlatamam. O V8 motorun ara-gazıyla yankılanan bir otopark ambiyansı yaratan yaylılar mı; hırlayan brass’lar mı dersiniz… Hangi birinden bahsedeyim? Çok güzel, çok !!! Eğer izin alabilirsem bunu Showreel’imde kullanmayı düşünüyorum. Evet 2011′de bir Showreel yapacağım :)

Daft Punk’ın bundan önceki Soundtrack çalışması; yine çok sevdiğim ve hayatımı değiştiren filmlerden biri olan Gaspar Noé”nin 2002 yapımı Irréversible‘ı. (Hayatımı değiştirdi dediğimde, 2-3 hafta alt geçitlere girememiştim, o.) Zaten yapımcıların Daft Punk’ı seçmesine neden olan eser de Thomas Bangalter‘in o aramaktan helak olduğumuz çılgın Score’larıymış. Hatta Noé Enter The Void için yine Thomas Bangalter ile çalışmak istemiş; ama Tron yüzünden çalışamamışlar. (Bu arada Bear McCreary’nin de Dark Void Soundtrack’inde bu isimde bir eser var; ona da bayılırım.)

Soundtrack’in senfonik kısımları 85 kişilik bir orkestra ile AIR Lyndhurst stüdyolarında kaydedilmiş. Beste aşamasında Max Steiner, Bernard Herrmann, John Carpenter, Vangelis ve Maurice Jarre‘dan ilham almışlar. Albüm ilk haftasında 200 albümlük Billboard listesinde 10 numaraya kadar yükselmiş ve toplamda -yaklaşık- 240.000 satmış. Bence herkes orijinal olarak edinmeli bu albümü; korsana karşı değilim ama bazı eserlerin para harcanmaya değer olduğunu düşünüyorum.

Tracklist; ıvır zıvır bilgiler vs. gibi şeyleri bir klasik olarak Wikipedia‘dan da okuyabilirsiniz.

Müzikle dolu bu geceye; yarın çalışmak üzere erken kalkacağım için ara veriyorum. Sonra başka albümlere ve dinlemeyi sevdiğim şarkılara da uzun uzun değineceğim.

Paylaş:

    2 Yorum

    1. valla ben de yeni gördüm bu projeyi (iamx) inceledim biraz, evet biran kendimi muse dinler gibi hissettim solistin sesini de green day in solistinin sesine ilk dinleyişte benzettim ve bununla birlikte artık yeni bir grupdaha takibime girdi :) .Sizin kadar heyecan vermesede score albümler bana, neşe karaböcek benzetmesi ilginç geldi ve albümünü hemen aradım ve dinlemeye başladım bilmem farkettiniz mi ama bütün albüm çok farklı bi yapıda deneysel en arabeskte bile altyapı güzel harmanlanmış ("yağmur ağlıyor" keza çok severim bunu)" deli dere" yi ilkkez dinledim beğendim hatta kaptırdım kendimi bu şeye, tamamı harika bi soundtrack albüm (80' ler altyapısı çok ii) olabilirmiş rahatça .

    One Trackback

    1. [...] This post was mentioned on Twitter by Poptrend. Poptrend said: Bence X’e 10 Verelim (Bir IamX ve Daft Punk İncelemesi) http://bit.ly/gHgU2S http://fb.me/Fz2Um0i8 [...]

    Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    *

    Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>