Yeni Dizi: Covert Affairs

Alias’tan sonra bizi mutlu edecek bir “Ajan Dizisi” ile karşılamamıştık. Sizli bizli konuşuyorum çünkü bu tespitimin hemen herkes için geçerli olduğuna eminim. Ve neyse ki A/D (Action & Drama) tanrılarından Matt Corman ve Chris Ord bizi duydu ve acılarımıza tatlı bir son verdiler. (Production Code: Put An End To Your Misery PPL)

Dizinin esas yapımcıları Matt Corman ve Chris Ord’un Covert Affairs’den önce ne işler çevirdiğini aktararak yazıya başlamak yerinde olur; hemen hemen hiçbirşey. Evet dizinin “from the producers of The Bourne Trilogy” mottosuyla pazara çıktığının farkındayım fakat; dizinin yaratıcıları Matt Corman ve Chris Ord’un bundan önce 2006′da beraber yazdıkları “Deck the Halls” dışında bir işi göze çarpmıyor. Bu da dizinin nasıl bu kadar “yeni” olabildiğinin bir açıklaması sanırım. Kablolu dünyasının kaşarlanmış yaratıcılarına yüklü çekler yazmak zorunda kalmayan sürpriz at USA Channel, doğru jokerlerle iş birliği yapmış gibi görünüyor. (Bu yazıyı yazarken dünyanın en iyi Spy oyunu No One Lives Forever’ın Soundtrack’inden Ba De Dum’u dinliyorum.)

Dizinin Bourne serisi üzerinden (Bourne Identity’nin yönetmeni ve prodüktörü, The Bourne Supremacy’nin yalnızca prodüktörü olarak) reklamını yapan Executive Producer’ı Doug Liman; -ki kendisi ayrıca Mr. & Mrs. Smith’in ve Jumper’ın yönetmenliğini de yapmış- tam bir SuperSpy uzmanı.. Sadece Brangelina’yı hayatımıza kattığı için bile kendisine teşekkür etmemiz yeterli olacakken; iyi yazılmış bir kitaba sadık kalmayı başarabilen nadir yönetmenlerden biri olarak The Bourne Identity’de gösterdiği performansı da ayrıca alkışlayabiliriz. Jumper’da yaşadığı sıçışı saymazsak, kariyerine az, öz ve eğlenceli işler yapmış bir adam; Doug Liman.

Filmografisinde, McG’nin -muhtemelen- sonsuza kadar TV’de kalmasına yol açacak T4 faciası gibi Hayden Christensen’ın sonsuza kadar Anakin olarak anılmasına yol açacak bir Jumper faciası yaşayan Liman, Vince Vaughn’u literatüre kazandıran The Swingers’tan (1996) sonra ilk defa son derece orijinal bir iş yapmış gibi görünüyor: TV için bir Ajan dizisi! Covert Affairs! Bravo!

!!! Bundan Sonrası Spoiler İçerir !!!

Diziyle ilgili -fazla teknik detaya bulaşmadan- birkaç prodüksiyon notu aktarmak istiyorum.

Dizinin görüntü yönetmeni olan Jamie Barber’ın Battlestar Galactica’dak Lee “Apollo” Adama’yı canlandıran Jamie Barber ile alakası yok. Daha önce OC’nin görüntü yönetmeninin isminin Jamie Barber olduğunu gördüğümde bunun bizim Jamie olup olmadığına dair bir araştırma yapmış ve diğer Jamie Barber’ın kim olduğuna dair net bir iz / görüntü bulamasam da onun bizim Jamie olmadığına karar vermiştim. Zaten kendisi şu aralar “Diziler Tarihini değiştiren dizi” olarak lanse edilen Law & Order: UK’de Dedektif Sergeant Matt Devlin rolünü canlandırmakla meşgul.

Dizinin hemen hemen tüm bölümleri Ontario veya Toronto ağırlıklı olmak üzere Kanada’da çekiliyor. Dizinin Venezuela’nın başkenti Caracas’ta geçen bölümlerini çekmek için oldukça fazla uğraşmışlar.

Kahramanların sıkıldıkça uğradıkları mekan Allen’s Tavern aslında Toronto’da bulunan gerçek bir mekan; fakat çekimleri daha rahat gerçekleştirebilmek için stüdyoda mekanın replikası inşa edilmiş. (No One Lives Forver’ın Soundtrack’indeki en güzel parça; bir oyun soundtrack’i için yazılmış en eğlenceli parça The Bad Guy çalıyor şu an…)

Infotech Convention’ının çekildiği sahneler 5×5′lik bir odanın içinde 3 tane kabinle gerçekleştirilmiş. Mekanın gerçek bir Convention gibi görünmesi için arkaplanda bir dünya Matte Painting ve Set Extention çalışması yürütmüşler. (Eğer bu bir Türk dizisi olsaydı; bir otelin bayi toplantıları için kiralanan salonlarından birine iltica edilir ve orada ne işi olduğunu anlamaya çalışan figüranların ürkek bakışlarıyla şenlenen korkunç bir dekor hazırlanır geçilirdi.)

Dizide kullanılan Ferrari kesinlikle gerçek ama tüm sürüş ve drift sahneleri GreenBox önünde çekilmiş.

Bölüm 108′de Sienna Guillory var. Evet; Resident Evil’da Jill Valentine olarak Milla Jovovich’i bile geride bırakmayı başaran şu minik çeneli hatun. Yirim!

Peki nasıl bir dizi bu Covert Affairs? İzlemeye değer mi, konusu ne, neler vaadediyor? İyi ve kötü yanları neler? Ya oyunculuklar? Senaryo? Kurgu? Hepsine geleceğim.

Bir kere baştan kabul etmek gerekir ki; CIA, Double Life ve Female Operative sözcüklerini Google’da aratsanız karşınıza ilk olarak Alias gelir. (Hmm… denedim ama gelmedi. Olsun, ne demek istediğimi anladınız.) İki dizinin de yadsınamaz derecede benzer olan birden fazla yönü var. Ama bunlardan en önemlisi aşağıda;

A female operative is on the way! (Sydney Bristow vs Annie Walker)

Cate Archer’dan bile daha yetenekli olduğunu itiraf etmek istediğim, dünyanın en sempatik ve ölümcül ajanı Sydney Bristow’la kurduğumuz bağı, fazla neşeli ve sakar çaylak Annie Walker ile kurabilir miyiz bilmiyorum ama, bildiğim birşey varsa o da iki karakterin birbirine feci şekilde benzediği…


Jennifer Garner (Sydney Bristow) ve Piper Perabo’nun (Annie Walker) fiziksel olarak birbirlerini anımsatan sportif vücutları, büyük ağızları, Neşeli Günler filminden fırlamışcasına samimi gelen sevimli gülümsemeleri ve kumral altyapıları size başka neyi çağrıştırıyor bilmiyorum ama bana kesinlikle kardeşlermiş gibi geliyorlar.


Ayrıca yalnızca fiziksel olarak benzemediklerini de belirteyim; Her ikisinin de Polygraph’a girerken takındıkları bilmiş, sinirli ve hayal kırıklığına uğramış tavır, özel hayatlarındaki naiflikleri, unutamadıkları erkek arkadaşlarını anımsarken verdikleri tepkiler, herşey benziyor! Covert Affairs’ı izlerken; esas kızımız Annie Walker’ın kendinden önce CIA’e hizmet edip emekliye ayrılmış Sydney Bristow’ı kendisine örnek olarak aldığını – ve hatta taklit ettiğini- düşünmeden edemiyorum. Aradaki benzerlik gerçekten ilham verici. Üstelik iş bununla da sınırlı değil; Annie Walker ve Sydney Bristow 600 kadar dili aksanları ile beraber konuşup anlayabildikleri gibi, başkalarının da bu dilleri nasıl konuştuğunu değerlendirebiliyorlar.

Her ikisi de “erkek işlerinde” son derece başarılı olmalarına rağmen sürekli kadınlıklarına vurgu yapılmasından kurtulamıyorlar. Her ikisinin de CIA’e (gerçi Sydney ilk başlarda CIA’in Black-Ops kolu olduğunu zannettiği SD6 için çalışıyordu.) alınma nedenleri, kendilerine söylenenden farklı. İstihbarat ajansında çalışmalarına ve hemen hergün ölümle yüzyüze gelmelerine rağmen vazgeçemedikleri bir aile hayatları, çifte hayat yaşamayı baştan kabul ettikleri halde sevdiklerine yalan söylemekten hoşlanmayan bir yapıları ve çok ciddi otorite problemleri var.


İkisi de hem inatçı, hem uysal… Ve iyi huylu sayılmalarına rağmen normal yollarla kırılamayacak bir iradeleri ve özgüvenleri var. İkisi de yüksek IQ’lu hatunlar fakat sosyal hayatlarında zekası ile sivrilmeyen sempatik insan portresi çiziyorlar. Pratik zekaları ve zor zamanlarda buldukları yaratıcı çözümler dikkat çekici ve her türlü rekabette öne çıkmayı seviyorlar.

Yine de saydığım her maddede Sydney Bristow’un Annie Walker’dan 10 gömlek üstün olduğunu belirtmek isterim. Zaten genel olarak diziler bu noktada ikiye ayrılıyor:

Alias’ta Sydney; her türlü fiziksel zorlukla mücadele edebilen, Kick-Box’cu bir ölüm makinasıyken Annie Walker kafasına aldığı her darbede yere yığılan ve sürekli kendinden geçen normal bir insan profili çiziyor. Bu noktada Alias’ta empati kurduğumuz Sydney için asıl endişe konusu gizli kimliğinin ortaya çıkması iken Covert Affairs’te -Tagline’ın aksine- Annie Walker’ın sağlığı için endişeleniyoruz. Normalde teşkilata katılması gereken yaştan daha büyükken, dil becerileri -ve farkında olmadığı gizli misyonu- yüzünden oyuna alınan Annie Walker’ın eğitimini tamamlamadan operasyonlara başlaması, onun kolay incinen yapısına destek veren bir hikaye olarak arkaplana yerleşiyor. Bu nedenle Sydney gibi her mekana tekmeleriyle dalmasını ve CIA’in son derece insancıl yöntemlerine mütabık kalarak ateşli silahlar yerine ateşli bacaklarını kullanmasını beklemiyoruz. Gerçi onun yerine de ateşli ayakkabıları Christian Louboutin ‘ler ve mükemmel fiziği devrede… (Gerçi bacakları o kadar da güzel değilmiş.)

Bu hususta da Jennifer Garner’ı Piper Perabo’dan daha güzel bulduğumu saklayamam. Piper’in adı biraz feci; üstelik nedense Pınar adında sevmediğim bir hatuna benzetiyorum.

Karakterler ve Oyunculuklar

Burada arkalarından iki laf etmeye değecek kadar önemli olan karakterler ve haklarında verebileceğim en özet bilgiler aşağıda, lütfen devam edin.

Annie Walker

Dizinin esas kızı Annie 28 yaşında… Ablası Danielle, ablasının eşi ve iki çocuğu ile beraber mütevazi bir teyze olarak DC’de yaşamak dışında 600 tane dil öğrenebilecek kadar fazla yurtdışında takılmış. Piper Perabo üstte saydığım Jennifer Garner / Sydney Bristow benzerliği gibi büyük bir talihsizliğe rağmen iyi bir oyuncu. Rolünde sırıtmıyor. Annie’nin sıcaklığı, acemiliği ve iyi niyetini net biçimde hissedebiliyoruz.

Auggie Anderson

Christopher Gorham’ın seviyeli bir birliktelik tadında canlandırdığı  Auggie Anderson; artık yayında olan 10 dizinin 11′inde konu olduğu ve uzun bir süre de olacağı üzere, tahmin ediyorsunuzdur, Irak’taki bir görev sırasında kör olmuş bir CIA çalışanı… Kendisi artık saha operasyonlarına uygun olmadığı için -ki bu konuda özrünün ona yaşattığı tramvaların üzerine sıklıkla gidiliyor- Auggie’ye özel olarak tasarlanan araç-gereçler yadımıyla Annie’nin çalıştığı departmanın Tech-Ops bölümünü yönetiyor.

Kör olmasına rağmen senden benden daha fazla kız tavlayabilen Auggie’nin geçmişine, geçmişindeki karakterlere ve hali-hazırda yediği haltlara Annie’den bile fazla değinildi. Derin acıları olmasına rağmen Chuck sempatikliği ile diziyi sürükleyici kılan Auggie’nin başına daha çok işler geleceğini tahmin ediyorum.

Arthur Campbell

CIA’in operasyon müdürü, genel departman yöneticisi ya da emekli James Bond’u gibi birşey…. Erol Büyükburç’a benzerliği dışında bahsedebileceklerim; Annie’yi karısı Joan’a rağmen kullanmaktaki ısrarı, karısıyla evliliğindeki problemlerin sıklığı, dillere destan çapkınlığı ve yine de insana sempatik gelen hali… Şimdilik başka bir numarası olmayan Arthur Campbell’a şimdilik veda ediyorum. Peter Gallagher Mature Tiger Boy tripleriyle Jai Wilcox karakterine başarılı tavırlar kazandırıyor.

Joan Campbell

Kari Matchett’a giydirilen Tatlı / Sert Müge Anlı outfiti olarak özetleyebileceğimiz Joan Campbell regl olduğu yıllarda mükemmel bir saha ajanı olduğu için, kocasının izin verdiği ölçüde operasyon yönetebilmesi için CIA’e alınmış. Aslında duygusal olmasına rağmen Müge Anlı gibi gözleri ve dudakları olmadığı için kendisine güvenemediğimiz Joan’u, yakın zamanda kalkışacağı bireysel delikanlılıklar nedeniyle sevecekmişiz gibi görünüyor. Taşaklı hatun dediklerinden vesselam. Öyle taşaklı ki kendisini aldattığını düşündüğü kocasının telefonlarını dinletmek için NSA’i ayağa kaldırdı.

Jai Wilcox

Oh my god! Mohinder Suresh! Tıpkı Heroes’daki gibi işe yaramaz ve baba yancısı bir karakteri canlandıran Sendhill Ramamurthy’nin lanetimidir bilinmez fakat Jai ile Annie arasında hiç olmayacak bir romans yakalamaya çalışıyorlar. Üstelik sıfır ırkçılıkla yaptığım bir değerlendirmenin sonucu olarak standart fiziksel normlar testinden geçemeyen Sendhil Ramamurthy’yi CIA kızlarının yüreğini yakan ve sürekli yakışıklılığına gönderme yapılan bir adam olarak zorlamaları gerçekten iç kazındırıcı, kursak bükücü olmuş. Mohinder lan o! James Bond değil!

Ben Mercer

Annie Walker’ı Sri Lanka’da gizemli bir not ve 50 dolarla terk ettikten sonra onun CIA’e katılmasına neden olan ve muhtemelen Annie’nin CIA tarafından da bu derece hızlı ve etkin biçimde muhattap alınmasına olanak sağlayan eski CIA ajanı, yeni kötü çocuk Ben Mercer’ı Eion Bailey canlandırıyor. Dark Side’a geçmiş emekçi kahramanları çok severim. Bana hep Callisto’nun Xena’ya ettiği şu iki lafı hatırlatır bu modeller:
[blockquote] As a villain, you were awesome. As a hero, you are a sentimental fool![/blockquote]

(Yani Callisto’yu örnek almış, Villain olmak Hero olmaktan daha iyidir, her zaman…) Arkadaş CIA’i terk edip kendi işine bakarak doğru etmiş. Çünkü CIA el atlından silah satıyor, insanları öldürüyor vs vs. Bu yeni nesil Amerikan kanallarının problemi ne, anlamıyorum dostum! Yani ne bekliyordunuz ki? Birer ajan olarak masabaşında bilmem ne araştırması yapıp, kısıtlı ödenekle alınmalarına rağmen boşa harcadığınız A4′leri kâğıt parçalayıcısında düzenli olarak yok ederek hayatınızı mı kazanacaktınız! Öyle olsaydı biz de The Office izlerdik!


Babama benziyor len bu Bailey! Adı da ne güzel öyle: Eion. Uuu beybi! Herneyse, dizinin en sürükleyici back-story’sini bu abimiz vücuda getiriyor. Ama oyunculuğunu tam anlamıyla değerlendirmek için elimde yeterli veri yok. Bir tek Annie’nin popsu göründüğünde attığı “vay anasını” bakışından çok etkilendim, onun dışında kararsız kaldığımı belirteyim. (Episode 01, Timecode 00.01.07)

Entrika, mecburi ayrılık, kaçma / kovalama, büyük aşk, kahramanlık, güzel kadın, yakışıklı adam, romantizm, seks vs. Daha ne olsun ha?

Bence Covert Affairs Alias’la olan görünürdeki benzerliklerine rağmen kesinlikle şans verilmesi gereken eğlenceli, renkli ve güzel bir dizi. USA’in düşük bütçesi yaratıcı ekibin yüksek motivasyonu sayesinde bir problem olmaktan çıkmış ve ellerinden gelenin en iyisini yapmışlar. En azından ülke ve mekan değişimlerinde sürekli StockXpert’ten alınan videoları ağzımıza dayamıyorlar.

Eğer son derece ciddi bir ajan dizisi -ki öyle bir dizi henüz yapılmadı- ya da aşırı derecede seksi kadınların kaslı bacaklarını tokuşturdukları lame bir Bikini Karate Babes hikayesi bekliyorsanız Covert Affairs sizi memnun etmeyebilir.

Onun yerine gerçekçilik payı yüksek fakat kısıtlı sürede çekilmek zorunda olduğu için tek bölümlük hikayelerdeki bazı kurgu boşluklarından ötürü acı çeken,

baş karakterin eğlenceli bakış açısı ile şenlenip, yeterince etkileyici bir kişisel bağ kurmamızı engelleyen sıradanlıktaki yan karakterler yüzünden bazen temposu düşen,

herşeye rağmen kendisini 8 bölüm ardarda izletmiş, CIA ve onun  bir zamanlar son derece pahalı olan, fakat senatodan çıkan bütçe kesintisi yüzünden artık eskiyen oyuncaklarını konu alan bir aile dizisi izlemek istiyorsanız; evet aile dizisi, Covert Affairs tam size göre. Açıkcası sizi bizi bilmem aslında… Ben diziyi düzenli olarak izlemeyi düşünüyorum; bir şekilde sevdim, benimsedim. Tavsiye eder ve huzurlarınızdan Tbone yürüyüşü ile çekilirim.

Bir sonraki konumuz bir başka dizi; bildiğimiz diğer tüm dizilerin karışımı olan Persons Unknown ve yine ajanlı majanlı bir film olan The Salt olacak. Hatta size güzel bir teaser çakayım:

Janet Cooper’ı canlandıran Daisy Betts’in sesinin, vücut dilinin ve hatta aksanının Terminator The Sarah Connor Chronicles’ta Sarah Connor’u canlandıran Lena Headey’i ne kadar anımsattığını fark ettiniz mi?

Çıkık leğen ve kürek kemikleri, benzer saç stilleri, zayıflıkları ve aslen başka aksanlara sahip olmalarına rağmen (British ve Ausie) bir Amerikalı gibi konuşmaya çalışmalarından ötürü olabilir mi acaba? İlerleyen günlerde ayrıntılı olarak inceleyeceğim. O zaman kadar kendinize iyi bakın, CIA temalı Screensaver’lar kullanmayın ve Sarah Connor’un herşeye rağmen hâlâ Linda Hamilton olduğunu bilerek uykuya dalın.

İyi geceler!

Paylaş:

    Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    *

    Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>