AVATAR
-
22 Ara 09
-
0 Comments
Başarılı yönetmen James Cameron’un 12 yıl boyunca beklediği son popüler filmi “Titanic” ‘ten sonra 18 Aralık’ta gösterime giren yeni filmini “AVATAR” 17 Aralık günü ön gösterimde 3 boyutlu olarak (Cinebonus Real D) izledim. Filmden çıktıktan sonra filmin ne kadar muhteşem olduğunu düşünüyordum, halen çok iyi bir film olduğu konusunda benimle aynı şekilde düşünen, filmi izlemiş olanlarınızla hemfikirim.
Filmin konusu
Günümüzün 150 yıl sonrasında anlatılan hikayeye göre Na’vi’lerin yaşadığı (mavi insana benzeyen yaratıklar) Pandora isimli gezegeni keşfeden Amerikan ordusu, bu gezegenin yer altı madenlerini sömürmek üzere bilim adamlarıyla birlikte çalışıyorlar. Bilim adamlarının kullandığı teknoloji ise Na’vi’lerle aynı görünüme sahip özel olarak geliştirilen Avatar’a Na’vi’lerin içine sızması için seçilmiş kişilerin beyinleriyle kurulan iletişim sonucu düşünce gücüyle o Avatar’a hükmedebilmek. Film de bundan sonra başlıyor..
James Cameron araya sıkıştırdığı bazı filmleri hariç 12 yıldır bu film üzerine uğraşıyormuş. 2009 yılında yapılmaya başlanan reklamlar olmasa demek ki bizim haberimiz olmayacaktı. Cameron, bu filmin senaryosu ve karakterleri üzerine 3 yıl çalışmış, son 3 yıl boyunca da çekim aşamaları gerçekleşmiş. Film şu an Dünya’nın en pahalı filmi ve 310 milyon dolara mal olmuş. Bu para haricinde 150 milyon dolar ise sadece reklama harcanmış. Toplamda 460 milyon dolar harcanan bir film var karşınızda.
Hikaye çok akıcı anlatılmış. İlk dakikada direkt olarak hikayeye odaklanması insanın kafasını karıştırsa da, “neden bahsediyorlar” diyerekten, sonrasında insan kavrıyor (ikinci kez izleyin kaçırdıysanız mantığı). Genel olarak klişelerin yine kurbanı olunmuş açıkçası. Neden genel olarak? Amerikan film endüstrisinde gidişatıyla şaşırtabilen film sayısı azdır. Bu kadar mı zor farklı bir gidişat inşa etmek, demek ki izleyici kaybetmemek adına, zormuş. Nasıl klişeler vardı peki? Yine farklı bir yerden hatta gezegenden gelen biri oradaki topluluğu kurtarıyor, bir Mesih gibi yada kurtarıcı, adı her ne ise. Yine filmin ana karakteri o topluluktan birine aşık oluyor ve o kız James Cameron’un diğer filmlerindeki başrol oynayan kadınlar gibi tavizsiz, sert, güçlü gözüküyor, hikaye ikisi üzerinden işleniyor. Yine Amerika sanki tüm Dünya’yı bitirmişte başka gezegenlere el atmış gibi ki burada politik mesajlar var. Amerikan emperyalizmine karşı yapılan bir gönderme bu. Tam tersi “Amerika tüm Dünya’yı bitirirse bu kadar gaddar, acımasız olur işte, şu an zaten öyle” önermesi bu.
James Cameron bu filmde hümanist, doğaya sahip çıkan, emperyalizmin her safsatasına baş kaldıran bir senaryo yazmış. İşin en güzel tarafı da verilmek istenen düşüncenin film bittikten sonra insana geçiyor olması. Bunu yapabilmesinde sinema tarihinde daha önce bu kadar güzel bir dünya sunulmamış olması yatıyor. İnsan izlerken kendini sorguluyor, “böyle bir gezegene nasıl zarar verebilirler” diyerek, ve sinemadan çıktıktan sonra “eğer öyle bir yer varsa ben orada yaşamak isterdim” düşüncesi de gelmiyor değil akla. Halbuki yönetmenin de yapmak istediği bu, o gezegen bizim Dünya’mızın el değmeden önceki bilgisayarda simule edilmiş hali.
Filmde başrolü oynayan karakter “Jakesully” ‘e Amerikan Komutanı, “Kendi ırkına ihanet eden birisin sen” diyordu. James Cameron kendini başrol yerine koyup Amerikan halkına ve Dünya’ya yaşadığı toplumun seçtiği hükümetin uyguladığı planların yanlış olduğunu göstermeye çalışması toplum tarafından vatanına “ihanet” etmiş biri olarak algılanmıyor mu? Daha önce başa geçmiş başkanların yönetimini eleştiren bir zihniyet Amerika’da vatan haini ilan edilmiyor, biçemi farklı olsa bile doğruları gösterdiği için alkışlanıyor.
Alkışlanması gereken hususlardan bir diğeri de James Cameron’un ne kadar teknolojiye bağlı bir yönetmen olduğu. En yeni teknolojiyi sinemaya entegre etmeyi iyi biliyor. “Titanic” ‘te çekim/efekt hataları olsa bile Dünya’nın en çok gişe gelirine sahip olduğu bir film (1.8 milyar dolar ile). Bu yeni teknolojinin ismi CGI. Aslında yeni değil, son yıllarda bir çok filmde kullanıldı fakat “AVATAR” ‘ı onlardan ayıran husus karakterlerin gerçek zamanlı olarak bilgisayar karakterleriymiş gibi rollerini oynayabilmeleri. Yani tam bir animasyon değil ve görüntü gerçeğe çok yakın. Pandora gezegeni içindeki doğada yer alan bitkiler, hayvanlar ve Na’vi’ler bilgisayar yardımıyla Cameron’un zekasında yaratılmış şeyler. O grafiği ortaya çıkarabilmek adına (rendering) 1.2 petabyte yani 1.2 milyon gb kullanılmış ve o disklerin toplam maliyeti 100 bin dolar imiş. Bu filmi diğerlerinden ayıran başka bir özellik ise ilk defa 3D kamera ile IMAX’e özel (normal filmlerdeki 35 mm’liğin 2 katı büyük bir görüntü ile 70 mm’lik film karesi) çekilmiş olması. Yani filmde 3D teknolojisi doruk noktasına ulaşmış durumda. Fakat bu konuda aklıma takılan başka bir durum var. Pandora gezegeninden ana merkeze dönüş yapıldıktan sonra görüntü insanı şaşı ediyor. Sanırım tamamen bilgisayar altyapılı bir görüntüde oluşturulan 3D’den gerçek zamanlı çekilmiş bir 3D görüntüsüne geçişte yaşanılan bir durum bu. Sonuçta 3D kamerasıyla yapılan bir çekim olduğu ve bu kamera James Cameron’un özel yapımı olduğu için alışılması gerekiyor. Görselliği teknik konularından çok, size anlatmam saçma olur, illa ki görülmesi gerek. Filmi başyapıt yapabilecek derecede muhteşem bir görsel şov hazırlanmış.
Kurgusu bazı yerlerde sıkıcı olmuş, hele ki “bu bölüm ne zaman bitecek” diyebileceğiniz yerler var. Çünkü film 162 dk ve bitmek bilmiyormuş gibi geliyor insana. Fakat en başından sonunu tahmin edebiliyorsunuz. Filmde en beğendiğim şeylerden biri yeni bir sahneye geçtiğinde enerjiyi devamlı doldurup boşaltması. Karakterler olarak başrol “Jakesully” ona yardım eden sevdiği “Neytiri” (özellikle ağlamasındaki ses tonu, haykırışları iç burkucu), bilim adamı bayan “Dr. Grace”, kutsal tohumların bağlı bulunduğu kutsal ağacın inandığı tanrı “Eywa” aklınızda yer edecek olanlar. Na’vi’lerin ayrı bir ırk olması ve kendilerine özel dillerinin olması adına dil bilimcilerle 1 yıl bu dil üzerine çalışılmış (Amerikan yerli kabilelerine ne kadar çok benziyor, özellikle kızılderililere). Kendilerine özel düşünce gücüyle hükmetme (saçlarının kuyruğunda bulunan saçaklı şey), ölüye gösterilen saygı ve onu huzura kavuşturmaları adına yaptıkları ayin bu film ile Na’vi ırkını özel yapan şeylerden birkaçı.
Müzikler olarak her sekansa ayrı ayrı, özenli şekilde sesler ve müzikler koyulmuş. Çok başarılıydı James Horner bu konuda. Leona Lewis’in film bitiminde film sonu künye akışında söylediği Filmin Tema Şarkısı “I See You” ‘nun daha akustik olduğu akustik versiyonun, albüm versiyonundan farklı olması beni mutlu etti (genelde böyle uygulanıyor). (Dinlemek için tıkla) Bu arada her oyun platformuna özel “Avatar” oyunu da Ubisoft şirketinin elinden çıkmış. Grafikler filmdekinin yanından geçemez. Oyun olmamış.
2010’a girerken yeni bir çığır aşıp yeni gelecek olanlara da kapıyı açık bırakmış James Cameron. Bu muhteşem film için diyebileceğim tek şey 3D olarak bir sinema salonunda altyazılı olarak bu filmi izleyip, kendinizi her türlü duygudan duyguya sokmanız ve daha önce tatmadığınız bu deneyimi tatmanız. En azından amaç edindiği fikirleri anlayabilmek için filmi görmenizi tavsiye ediyorum.
Filmin Yapım Aşamasından.





